Ana içeriğe atla

Kayıtlar

edebiyat etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Denize Karşı / Çetin ALPAGUT

Denize karşı denize Bağır bağır bağır Sesin en uzağa, Derine, Gittiği yere. İnsansın Gemiler bile martılara kardeş olurken Ve kuşlar birbiririne çarpmıyorken Son hızla uçarken, sevin. Suya çarpan rüzgarın sana bir sözü var, bir tek sana. İnsansın, Dalgalar bir yongayı alıp gövdenden Başka bir gövdeye taşırken Islak saçlarınla sevin. İnsansın, En sevmenin en çok sevmenin tek sevmenin ustasıyken, Alıp başını gitmekle hünerliyken Sevilmediğin bir kentten. sevin. İnsansın kardeşimsin Benim ellerim sesimsin Bir kitap, bir şiir, bir şarkı, bir aşık ve durmadan yenilenen bir armağanken, sevin. Denize karşı denize Bağır bağır bağır Sesin en uzağa Derine Çok derine En derine gittiği yere...bağır

Güzelliği Bağışlayan / Damla Nur AKKİRPİ

Bağışlayın, benim de güzelliğim var. Beni koruyan peygamberin omzuna yaslanıp zamanı seyrediyorum. Tam da bu zamanlar kadınlık çağım görmediğiniz, ışıklı suda bekleyen o çocukları ben doğuracağım. Bağışlayın ama benim de güzelliğim var. Çocukluğumdan attığınız top canımı kırdı, Bana bir can borcunuz var. Gerekirse toplayın pılımı pırtımı başka şehire gönderin beni. Can kırıkları olmayan bir şehire, kanımdan kesik götüreceğim. Ben ki bir peygamber ümmetiyim, benim en korunaklı yanım peygamberim. İnanmayacaksınız ama benim de güzelliğim var. Ellerimde açan deniz, çiçeklerden erken getiriyor baharı. Ben şimdi bir doğu, bir batı kanadıyım yaşamın. Dünyanın yuvarlak oluşundan evrilen, harita kadar derin bir noktayım peygamberlerin yüzünde. Bağışlayın, benim de güzelliğim var. Şu çirkin yağmurunu sileyim gözlerimin bir de bana öyle bakın, peygamber gözüyle. Dudaklarımdaki ilahiyi sessizliğimden tadın. Bağışlayın, bağışlayın ama benim de ...

Mezar Mektupları / Yasemin EGE

Bana şarkılardan bahset Çeşme başlarında doldurulmayı bekleyen kirli maşrapalardan Çınar kovuklarına bırakılan mektuplardan Eline el değmemiş ellerin kumar masalarındaki çevikliğinden… İnandıkça bereket tanrıçasına tanrı elini üzerimizden çekti Kim bilir hangi devrin sanat akımında kıvranıyor büyümeden önce dinlediğim son ninni. “Delirtmeyin beni delirecek kadar değil aklım“ diyecek oluyorum sokak çaycısına, Hayallerimi tırmalıyor bir kedi, Selam duruyor bakıcısına basit bir göz manzarası,   Klişe bir duvar resmini andırıyor deniz, Anılarını bağlamış ayağına atlıyor ölümü   kurtuluş sanan bir keriz. Hâlbuki ölmek… Ben öldüm, bilirim;   sırtında taşıdı insanlar beni sonra birden,   bıraktılar   O gündür mahpusum. Nasılda özletti kendini kerata kim bilir kaç yaşına bastı Ben bilmem unuttum saati yılları… Son içtiğim kahvede bıraktım kırk yıllık hatrı Sahi hatırlar mısın? Hatırlamazsın ama unutursun sen, hep unutmuşsundur yağm...

Mahşere Kaldı / Emre AY

  yolu unutulmamış bir evin ezgisi doldukça odaya boşalıyor bardak tavandan kara saçın uzanışı yere uzaklaşması da hızlı savruluşu kadar  el sürülmedikçe ısınıyor kurşun yine paslı solukla birleştikçe omuzdaki el kuşanır oldu gövde bozkırı bir sesle geçmişi masaya yatıran insan bir mendille geleceği siliyor ağızdan üstelik daha bitmemişken şarkı ki hiçbir zaman okunmadı bu şarkının nakaratı

Gülten Akın’ın “Sonra İşte Yaşlandım”ı üzerinden: Susku / Fatih Çodur

“Bir roman kadar uzun bu tümce, -sonra işte yaşlandım…”  Gülten Akın, “Sonra İşte Yaşlandım” kitabına yukarıdaki dizelerle başlıyor. Yani “kısa şiir/...”lerin “bir’incisiyle. Öyle gözüküyor ki bu sesli ifade (sonra işte yaşlandım), daha en baştan kitabın bütününde kullanılacak yöntemin sunumunu yapıyor okuyucuya. “Sizlere birkaç tümcelik adımlarla, çok bir yol aldıracağım” deniliyor. Çok sesli ifadelerle birer monolog-şiiryaratılacak kanısı veriliyor. Elbette konu bütünlüğünün bozulmaması için şu açıklamayı yapmamız gerekir. Şiirin başlı başına bir monolog olduğu düşünülebilir. Onun, bir dışa vurumdan farklı olarak, bir iç konuşma olduğu gerçekliği yadsınamaz. Fakat kendi havzasında oluşturduğu özgün dil nedeniyle monolog’dan semantik bakımdan da ayrılır. Bundan dolayı, kitaptaki bu yaklaşım biçimini şöyle ifade etmemiz daha doğru olacaktır:  Yazıda “sonra işte yaşlandım” dize’sinin, ‘dizecik’ kelimesiyle ifadelendirilmesinin sebebi, kitaptaki “kısa şiir/…”leri ...

HUAN DEFTERİ / Aylar ve Mevsimler / Ruhi KONAK

İyi ki ekim var Huan ... kıştan selam alabiliriz artık hüzne alışabiliriz duru bir doğa kurup yağmurdan keyfimizce sevebiliriz… hüzne yaklaştıkça çünkü dünya daralır kardeşim unutkan sarımtırak bir ölüm yaklaşır insana kalbi uçurum cümleleri siyah bir gecede aya alışkın hırçın bir yıldız gibi kıskanç tasarımsız bir iz bırakarak gökten kayabiliriz sebepsiz düştüğümüz yerde ölsek de kedere alışabiliriz bana ekimde bir yer bul Huan... göç edecek kadar yağmuru hissedecek kadar bir yer habersiz kalmayalım kuşlardan böylece çoğalır belki ruhumuzda kına yakan şarkılar şapkasız yürüyebiliriz iyi ki ekim var Huan... iyi ki ekim var güze alışabiliriz