Biz kaç kişiyiz diye sordum da biraz önce, kim bilir (?) dedim kendi kendime. Kaç kişi olmak icap ederse o kadarız işte... Bu oda, kaç kişinin sensizliğini sığdırabilir ki boşluğuna? Zemindeki yıpranmış halı, duvardaki minyatür, tavandaki altmış voltluk ampul, pencereye yaslanmış tül, şu sehpa, koltuklar, antika sandık bütün bu eşya, kişiden sayılabilir mi? Şu konsol mesela, kaç kez konuşmuşluğum var onunla. Ayna. Önünde durduğum her vakit başka birini anımsatıyor bana. Saksıdaki ebegümecine dokunuyorum. Seviyorum. Canım diyorum sesli sesli gülümsüyormuş gibi yüreğimin içine. Bu saydıklarım kişi olmayacak şeyler, farkındayım. Fakat hafızaları var sanki. Geçmişi andığımızda onların şahitlikleri işe yarıyor gibi. Dokunduğun bu boşluk, sürtünüp geçtiğin şu eşyalar her şeyiyle burada tutuyor seni. Vaz geçtiğin eylemlerin, kenara köşeye bıraktığın sesin, kokun, bakışların senden kopup bu odanın envanterinde kayda alınmış ölümsüz birer kanıt. Her şey yok olsa da onlar burada kalacak....
SANAT, KÜLTÜR, EDEBİYAT VE HABER