Ana içeriğe atla

Kayıtlar

sanatci calisiyor etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

TÜRKÇE SANATA HAYIR / KÜRESEL APTALLIĞA EVET/ Ruhi KONAK

Türk sanatı kavramı, sanatta dilin Türkçe olması bakımından anlaşılabilirdir. Bu açıdan Türk sanatı denildiğinde yerel değil yerli, küresel değil milli, öteki değil kendi olarak özgünleşen bir anlayıştan söz etmek gerekir. İslamiyet’ten önceki Türk sanatının, totemcilik, şamanlık, Budizm, Manihaizm, vb. ile daha sonrasında ise İslam diniyle ilişkilendirilmesi sürecinde, etki kaynağı ne olursa olsun, sanatın dili Türkçe kalmıştır. Biçimin temellendiği özgünlük, diğer biçim kaynakları ile bütünleşerek geliştirilmiş; özün yerli bir biçim dili ile ifade edilmesi yoluna gidilmiştir. On sekizinci yüzyıldan yirmi birinci yüzyıla gelişen süreçte ise Türk sanatı kavramı dil açısından değil Türkler tarafında icra edilen sanat olarak küresel bağlama taşınmaya çalışılmıştır. Bu süreçte teknolojik açıdan batının gerisinde kalındığını fark eden yerli akıl, kültürel açıdan benzeşmenin teknolojinin gelişmesine olanak sağlayacağını düşünmüştür. Zira küresel bağlamda anlaşılmama endişesine ...

Patron için kısa bir analiz ya da… Mehmet Göktepe Resimleri Üzerine Birkaç Söz / Ruhi KONAK

  Sanat eserinin ne olduğunun tartışma konusu olmaktan çıkıp her ürünün biraz sanatsal olduğunun düşünülmeye başlandığı bu günlerde, gerçek sanatçının yorumcu mu, tasarımcı mı, yansıtmacı mı veya yaratıcı mı olduğu üzerine birçok tanımla karşılaşmanız mümkündür. Bu bağlamda gerçek sanatçının kim olduğu sorusuna verilecek belirli bir cevap olduğu söylenemez. Diğer taraftan günümüzde sanatçı icra ettiği işin mahiyeti hususunda kataloglarda saklı eserlerin temellük ettirilmesinden başka bir şey de yapmamaktadır. Dolayısıyla eserin yaratım sürecinin yerini yapım süreci almıştır. Bu bağlamda çoğu güncel eserin yansıttığı hakikat başka bir esere ait olduğundan sanatçısı da bir başkasıdır. Malzemenin çeşitlendirilmesine bağlı olarak tekniğin bir yeteneği dışa vurmaktan çok başkasının duyumunu ima işçiliği üzerine yoğunlaştığı söylenebilir. Herkes aynı resmi mi yapıyor, herkes aynı şiiri mi yazıyor ya da herkesin heykeli bir elden mi çıkıyor bilemeyiz fakat herkesin meseleyi ayn...

isyan / Ruhi KONAK

kalk şiire yürü biraz… göğe meyil al bedeninin dışına çağırıyorum seni korkma gecenin karanlığından… ay bize yeter şehir yok çünkü orada şiir var … aşka kapı aç eyy! yangınım büyük… çöl arıyorum göğsümde yer kalmadı artık kürek kemiklerime çarpıyor kalbim…   ahh! dünya dar alışamam ben bu kalabalığa nefesim kesilir… ruhum çatlar kalk şu şehri boşalt… kalbinde şiir kuracağım yoksa vitrinlere taş atacağım… bak!

bünyamin / Ruhi KONAK

                                                             Züleyha C. İçin   seni kuyuya çağırdığımda… gök indi bulutlar ortada kaldı öyle… bir ah çırptı gözlerimi kör oldum.   sen bu yaradan çıkamazsın dedim bünyamin içine oyduğun mezar örtüyor çünkü göğünü ey diyemezsin işte.. ah diyemezsin bulamazsın yönünü   sen bu çölün yüzüsün bünyamin gülümseme bir daha… göğe bakma çağırma… çağrılma şu kanlı gömleği verme babana… kendine sakla içime zehirden bir kale kurdum da çıkmadım dışarıya bir daha bakmadım kimseye… görmedim sormadım hatta insan ne yapar diye isyandan sonra   ne derin kuyuymuş bu dedim bünyamin hüznün boy veriyor boşlukta ka...

Denize Karşı / Çetin ALPAGUT

Denize karşı denize Bağır bağır bağır Sesin en uzağa, Derine, Gittiği yere. İnsansın Gemiler bile martılara kardeş olurken Ve kuşlar birbiririne çarpmıyorken Son hızla uçarken, sevin. Suya çarpan rüzgarın sana bir sözü var, bir tek sana. İnsansın, Dalgalar bir yongayı alıp gövdenden Başka bir gövdeye taşırken Islak saçlarınla sevin. İnsansın, En sevmenin en çok sevmenin tek sevmenin ustasıyken, Alıp başını gitmekle hünerliyken Sevilmediğin bir kentten. sevin. İnsansın kardeşimsin Benim ellerim sesimsin Bir kitap, bir şiir, bir şarkı, bir aşık ve durmadan yenilenen bir armağanken, sevin. Denize karşı denize Bağır bağır bağır Sesin en uzağa Derine Çok derine En derine gittiği yere...bağır

Güzelliği Bağışlayan / Damla Nur AKKİRPİ

Bağışlayın, benim de güzelliğim var. Beni koruyan peygamberin omzuna yaslanıp zamanı seyrediyorum. Tam da bu zamanlar kadınlık çağım görmediğiniz, ışıklı suda bekleyen o çocukları ben doğuracağım. Bağışlayın ama benim de güzelliğim var. Çocukluğumdan attığınız top canımı kırdı, Bana bir can borcunuz var. Gerekirse toplayın pılımı pırtımı başka şehire gönderin beni. Can kırıkları olmayan bir şehire, kanımdan kesik götüreceğim. Ben ki bir peygamber ümmetiyim, benim en korunaklı yanım peygamberim. İnanmayacaksınız ama benim de güzelliğim var. Ellerimde açan deniz, çiçeklerden erken getiriyor baharı. Ben şimdi bir doğu, bir batı kanadıyım yaşamın. Dünyanın yuvarlak oluşundan evrilen, harita kadar derin bir noktayım peygamberlerin yüzünde. Bağışlayın, benim de güzelliğim var. Şu çirkin yağmurunu sileyim gözlerimin bir de bana öyle bakın, peygamber gözüyle. Dudaklarımdaki ilahiyi sessizliğimden tadın. Bağışlayın, bağışlayın ama benim de ...

Mezar Mektupları / Yasemin EGE

Bana şarkılardan bahset Çeşme başlarında doldurulmayı bekleyen kirli maşrapalardan Çınar kovuklarına bırakılan mektuplardan Eline el değmemiş ellerin kumar masalarındaki çevikliğinden… İnandıkça bereket tanrıçasına tanrı elini üzerimizden çekti Kim bilir hangi devrin sanat akımında kıvranıyor büyümeden önce dinlediğim son ninni. “Delirtmeyin beni delirecek kadar değil aklım“ diyecek oluyorum sokak çaycısına, Hayallerimi tırmalıyor bir kedi, Selam duruyor bakıcısına basit bir göz manzarası,   Klişe bir duvar resmini andırıyor deniz, Anılarını bağlamış ayağına atlıyor ölümü   kurtuluş sanan bir keriz. Hâlbuki ölmek… Ben öldüm, bilirim;   sırtında taşıdı insanlar beni sonra birden,   bıraktılar   O gündür mahpusum. Nasılda özletti kendini kerata kim bilir kaç yaşına bastı Ben bilmem unuttum saati yılları… Son içtiğim kahvede bıraktım kırk yıllık hatrı Sahi hatırlar mısın? Hatırlamazsın ama unutursun sen, hep unutmuşsundur yağm...

Taze Yol / Emre AY

  dalgın izler bırakaraktan renkli yoldan uzaklaşıyorum düş yanıklarıyla elden anılar birikmiş saçlarımda dudaklarımda pasertesi bir yığın sözcük sığındığım yalnızlık kaçma sebebimdi ceketimi ben asıyordum nasıl olsa ve ceketimi ben asacağım kolaysa   sabahın ağzından duymak günaydını notasına eksik basılmış bir nakarat tadı giyindiğim yüz henüz hazır değil gezdirdiğim mısranın işgaline vitrinler ışıklar kaldırımlar sahi nasıl ağırlar yeni bir imgeyi kendisine de gizleyeni sokağın ağzında ve koynunda söyleyemediğim kelime beni dinler gece gündüz ben yokken gece gündüz sigara gibi tutturmuşken kalemi elime zaman ağır ama hüzün dörtnala sanki yeni doğmuş telaş birkaç gün boyunda daha duvara döktüm içimi yüzüne döktüğüm gibi karşılıksız kalmadı yüzün gibi ellerim kırılmalar icat etmek benimkisi durmadan sözle beslerken boşluğu kendimi taşırmak kendimden uçurum denilince akla duruşun geliyor uzakl...

sunTa / Ruhi KONAK

  Kalbimin biraz köpüğe ihtiyacı var dünya kırılıyor çünkü… göğsüme çarptıkça yüzün  alev alıyor…   Sen o sessizliği dudağından mı düşürdün eyy çarpıyor kalbimde bir yer… bir gök   sensiz hiçbir yer kalmıyor   Çivi çaktın göğsüme…   sokağa saldın cinimi … içinde kaldı ülkem dem bu demdir… dem bu demdir… dem bu dem   Ben bir acıdan kestiğin yarayım… tiril titrek… kelimeler var ağzımda… sezilmemiş sözler su ister kalbim bu yüzden çöl içer   O gözleri nerede biledin öyle... dünyayı kesiyor… dünyayı kesiyor bari kuşları kenara al…   Senin çayın taşmış… gözlerin ağır dem …ah uçurum söküyor dilim kalbimden Dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem.    

Mahşere Kaldı / Emre AY

  yolu unutulmamış bir evin ezgisi doldukça odaya boşalıyor bardak tavandan kara saçın uzanışı yere uzaklaşması da hızlı savruluşu kadar  el sürülmedikçe ısınıyor kurşun yine paslı solukla birleştikçe omuzdaki el kuşanır oldu gövde bozkırı bir sesle geçmişi masaya yatıran insan bir mendille geleceği siliyor ağızdan üstelik daha bitmemişken şarkı ki hiçbir zaman okunmadı bu şarkının nakaratı

DAĞINIK DÜZEN / Yasemin EGE

                                             Adım kadar seninim Sırrımı biliyorsun ve bu hoşuna gidiyor Güvercin alkışı istiyor canın. Yansın! Kara haberlerden sebeplenesim var Yalan değil bu da hoşuna gidiyor Senliğime güveniyorsun Güvercinlerin uçmuşluğu kadar Şehrin zampara sokaklarında dokunuşların Suya değdikçe ayaklarım, Savaşı şahlandığı yerden kaybediyor zamanlar. Sırrıma deliyorsun Bir Moğolistan mavisi bir de beş para etmez aşk Çaydanlık karası ve yine onun gibi kirli kavuşmalar Adım kadar yenildim Kaybettikçe adamlaşıyor oğlanlar Bana yeniliyorsun -çiçekten bal -kitaptan adam -odundan kazak.  

eksik şarkı / Ruhi KONAK

                                                            bozuk bir şarkıdan dönüyorum sevgilim... eğri melodilerden, kopuk ritimlerden…     telaşlı yumruğunu vuruyor gibi göğsüme dünya ne siyah      ürkek ellerimi sensiz yaratmış Allah… lüzumu kalbimde bulunduğundan belki     başka göğsüm de yok üstelik...     içi kıpırdayan tülden  bir kafes.... rengi gözlerine dalgın gökyüzü…     merasimsiz bir cümleden dönüyorum sevgilim…     erdemsiz bir ayrılıktan, kırık bir susuzluktan hatta…     kader ağlarını söküyor ezberlerin… tutup sana doğru çekiyor beni     kavruk bir sonbahar ortasından…       uzanıp alsan ne olur diyorum…  pejmürde dolaştığım soluktan çıksam…     tedirgin ...

Militarist Evren Sanatçı Gogh’a Karşı / Ruhi Konak

İdeal iktidar, ötekini kendine bağlamak anlamında, nesneyi manipüle edip özneye mecbur kılma girişimi değildir. Daha çok tebaayı hürriyeti ile buluşturma mekanizmasıdır. Aksi iddia edildiği durumlarda güçlüler egemen, zayıflar köledir ve bu düzende her iki taraf açısından hürriyet işlevsel değildir. Zira hürriyeti başkası tarafından tanımlanan birey kendisini hür hissetmezken ötekinin hürriyetini kategorize eden güçlüler, soylular, yöneticiler, zenginler, vb. de hür değildir; sadece egemendir.   Çünkü ötekini hürriyetinden alı koyarak sınırlandıran birey vicdanını ihtiyacına esir eder. İnsanlık tarihine bakıldığında egemenlerin iktidar süreçlerini destekleyen ideal bağlamın militarizm olduğu söylenebilir. Bu bakımdan sanatın militarizm ile bağdaştırılması, resmi bir örgütleme, hizmet içi bir güdülemedir: Bazı durumlarda resmi ideolojinin mangalına köz taşımak için yetkili merci olarak görevlendirilen sanatçı namzedi, sanatı ideal alandan uzaklaştırarak iktidarın çomağı gibi ...