Ana içeriğe atla

Kayıtlar

sanat etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

KEPENEK YA DA EMRAH PEK KİŞİSEL SERAMİK SERGİSİ HAKKINDA BİRKAÇ SÖZ… Ruhi Konak

                                                                                                                                 

Sezer Cihaner Keser'in Simurg Sergisi Hakkında Birkaç Söz / Ruhi KONAK

Masal, insanoğlunun iç dünyasındaki sığınaktır. Orada eşi bulunmaz fantazya ve devinimle yaşam süren binlerce bilgi ülkesi vardır. Bu ülkelerin kralları bilgelikleri ile meşhur olmakla beraber zaman ve mekân tanımaksızın yaşamanın içinde ve dışında, altında ve üstünde söz sahibidir. Bu hakikat bir tarafa, sözü başka türlü anlayıp içerdeki evreni mitoloji ya da güncel anlamıyla hastalık olarak gören modern insana göre bu tür bir gerçeklik varsayım dâhilinde değildir. Çünkü bu söylentiler birer mit olmaktan öteye gitmeyen düşsel kurgulardır. Bu yönde bir yorum deneysel aklın eleştirisi olması bakımından makul ve bir o kadarda ispatlanmıştır. Fakat düşsel gerçeklik, akıl kurallarını alt üst eden bir yapıdır. Hangi noktadan itiraz edilirse edilsin düş olmadan yaşam, madde olarak duyumsanmanın dışına çıkamaz. İnsanoğlu farkında olmadan hayal, hülya, tefekkür, rüya, masal gibi düşünce formlarını icat ederek yaşamın illüzyon yoluyla farklı şekillerde algılanabileceğine ilişkin fikir...

Patron için kısa bir analiz ya da… Mehmet Göktepe Resimleri Üzerine Birkaç Söz / Ruhi KONAK

  Sanat eserinin ne olduğunun tartışma konusu olmaktan çıkıp her ürünün biraz sanatsal olduğunun düşünülmeye başlandığı bu günlerde, gerçek sanatçının yorumcu mu, tasarımcı mı, yansıtmacı mı veya yaratıcı mı olduğu üzerine birçok tanımla karşılaşmanız mümkündür. Bu bağlamda gerçek sanatçının kim olduğu sorusuna verilecek belirli bir cevap olduğu söylenemez. Diğer taraftan günümüzde sanatçı icra ettiği işin mahiyeti hususunda kataloglarda saklı eserlerin temellük ettirilmesinden başka bir şey de yapmamaktadır. Dolayısıyla eserin yaratım sürecinin yerini yapım süreci almıştır. Bu bağlamda çoğu güncel eserin yansıttığı hakikat başka bir esere ait olduğundan sanatçısı da bir başkasıdır. Malzemenin çeşitlendirilmesine bağlı olarak tekniğin bir yeteneği dışa vurmaktan çok başkasının duyumunu ima işçiliği üzerine yoğunlaştığı söylenebilir. Herkes aynı resmi mi yapıyor, herkes aynı şiiri mi yazıyor ya da herkesin heykeli bir elden mi çıkıyor bilemeyiz fakat herkesin meseleyi ayn...

isyan / Ruhi KONAK

kalk şiire yürü biraz… göğe meyil al bedeninin dışına çağırıyorum seni korkma gecenin karanlığından… ay bize yeter şehir yok çünkü orada şiir var … aşka kapı aç eyy! yangınım büyük… çöl arıyorum göğsümde yer kalmadı artık kürek kemiklerime çarpıyor kalbim…   ahh! dünya dar alışamam ben bu kalabalığa nefesim kesilir… ruhum çatlar kalk şu şehri boşalt… kalbinde şiir kuracağım yoksa vitrinlere taş atacağım… bak!

Denize Karşı / Çetin ALPAGUT

Denize karşı denize Bağır bağır bağır Sesin en uzağa, Derine, Gittiği yere. İnsansın Gemiler bile martılara kardeş olurken Ve kuşlar birbiririne çarpmıyorken Son hızla uçarken, sevin. Suya çarpan rüzgarın sana bir sözü var, bir tek sana. İnsansın, Dalgalar bir yongayı alıp gövdenden Başka bir gövdeye taşırken Islak saçlarınla sevin. İnsansın, En sevmenin en çok sevmenin tek sevmenin ustasıyken, Alıp başını gitmekle hünerliyken Sevilmediğin bir kentten. sevin. İnsansın kardeşimsin Benim ellerim sesimsin Bir kitap, bir şiir, bir şarkı, bir aşık ve durmadan yenilenen bir armağanken, sevin. Denize karşı denize Bağır bağır bağır Sesin en uzağa Derine Çok derine En derine gittiği yere...bağır

Mezar Mektupları / Yasemin EGE

Bana şarkılardan bahset Çeşme başlarında doldurulmayı bekleyen kirli maşrapalardan Çınar kovuklarına bırakılan mektuplardan Eline el değmemiş ellerin kumar masalarındaki çevikliğinden… İnandıkça bereket tanrıçasına tanrı elini üzerimizden çekti Kim bilir hangi devrin sanat akımında kıvranıyor büyümeden önce dinlediğim son ninni. “Delirtmeyin beni delirecek kadar değil aklım“ diyecek oluyorum sokak çaycısına, Hayallerimi tırmalıyor bir kedi, Selam duruyor bakıcısına basit bir göz manzarası,   Klişe bir duvar resmini andırıyor deniz, Anılarını bağlamış ayağına atlıyor ölümü   kurtuluş sanan bir keriz. Hâlbuki ölmek… Ben öldüm, bilirim;   sırtında taşıdı insanlar beni sonra birden,   bıraktılar   O gündür mahpusum. Nasılda özletti kendini kerata kim bilir kaç yaşına bastı Ben bilmem unuttum saati yılları… Son içtiğim kahvede bıraktım kırk yıllık hatrı Sahi hatırlar mısın? Hatırlamazsın ama unutursun sen, hep unutmuşsundur yağm...

Taze Yol / Emre AY

  dalgın izler bırakaraktan renkli yoldan uzaklaşıyorum düş yanıklarıyla elden anılar birikmiş saçlarımda dudaklarımda pasertesi bir yığın sözcük sığındığım yalnızlık kaçma sebebimdi ceketimi ben asıyordum nasıl olsa ve ceketimi ben asacağım kolaysa   sabahın ağzından duymak günaydını notasına eksik basılmış bir nakarat tadı giyindiğim yüz henüz hazır değil gezdirdiğim mısranın işgaline vitrinler ışıklar kaldırımlar sahi nasıl ağırlar yeni bir imgeyi kendisine de gizleyeni sokağın ağzında ve koynunda söyleyemediğim kelime beni dinler gece gündüz ben yokken gece gündüz sigara gibi tutturmuşken kalemi elime zaman ağır ama hüzün dörtnala sanki yeni doğmuş telaş birkaç gün boyunda daha duvara döktüm içimi yüzüne döktüğüm gibi karşılıksız kalmadı yüzün gibi ellerim kırılmalar icat etmek benimkisi durmadan sözle beslerken boşluğu kendimi taşırmak kendimden uçurum denilince akla duruşun geliyor uzakl...

Militarist Evren Sanatçı Gogh’a Karşı / Ruhi Konak

İdeal iktidar, ötekini kendine bağlamak anlamında, nesneyi manipüle edip özneye mecbur kılma girişimi değildir. Daha çok tebaayı hürriyeti ile buluşturma mekanizmasıdır. Aksi iddia edildiği durumlarda güçlüler egemen, zayıflar köledir ve bu düzende her iki taraf açısından hürriyet işlevsel değildir. Zira hürriyeti başkası tarafından tanımlanan birey kendisini hür hissetmezken ötekinin hürriyetini kategorize eden güçlüler, soylular, yöneticiler, zenginler, vb. de hür değildir; sadece egemendir.   Çünkü ötekini hürriyetinden alı koyarak sınırlandıran birey vicdanını ihtiyacına esir eder. İnsanlık tarihine bakıldığında egemenlerin iktidar süreçlerini destekleyen ideal bağlamın militarizm olduğu söylenebilir. Bu bakımdan sanatın militarizm ile bağdaştırılması, resmi bir örgütleme, hizmet içi bir güdülemedir: Bazı durumlarda resmi ideolojinin mangalına köz taşımak için yetkili merci olarak görevlendirilen sanatçı namzedi, sanatı ideal alandan uzaklaştırarak iktidarın çomağı gibi ...

Soyutla-n-ma İsteği ve Veysel Saydut Resimleri Üzerine / Ruhi KONAK

Soyutla-n-ma, insanın kendine dayatılan koşullardan ayrılma ve ona karşı bir dil oluşturma çabasıdır. Bu çaba, doğal olanı eleştirme veya onu tamamlama gibi fikirlerden öte, onun ezici iktidar cümlesine karşı kendi cümlesini kurma girişimidir.  Bunu yaparken öznenin kendinde ve kendine göre temellendirdiği ön yargısından sakınmak gerekir. Bu nedenle mevcut dili zorunludur. Nesnenin irade gösterdiği düzenekte, özne tarafından anlaşılmak, suç işlemiş olmak gerekçesiyle dışlanmak anlamına gelir. Dolayısıyla soyut biçim öznenin dayattığı imaja karşı nesnenin pratik cevabıdır.  Bu yapıda biçim ilkelden moderne, öznenin dönemlere göre farklılaşmasında temellenerek çeşitlenen bir sentezdir. Modern zamanlarda soyutla-n-ma girişimi, ilkel insanın doğaya karşı sergilediğinin aksine bir dış mekan kurgusunda gerçekleşir. İnsan; doğa ya da doğadakine karşı değil, çevreleşerek mekanlaşmış insana karşı soyutla-n-ma eğilimindedir. İlkellerdeki vahşi doğa ve kaynaksız güç imgesi bu...

UYKUSUNDA GÜLÜMSEYENİN TÜRKÜSÜ / Adnan SAYIM

                                  Halkı alenen kin ve nefrete teşvik eden bir yalnızlık bizimkisi                                   Her şeyi dağıtmamız bundan                                   Bundan yaşamayı beceremeyişimiz                                   Bekletmeyi öğrenemeyişimiz                                   Meyveyi dalında unutup çürüten                                   Topraktan başını uzatan kökler misali                 ...

KADININ EVVEL ZAMAN SUSKUNLUĞU VE ALİ DÜZGÜN RESİMLERİ ÜZERİNE / Ruhi KONAK

Üremenin cinsellikle ilişkisi hakkında bilgisi olmayan ilkel insan, yaşamın kaynağı hakkında bilinçsizdir. Nereden geldiğini bilemediği gibi nereye gideceğini de bilemez. Bu muammadan kurtulmak için doğadan yansıyana özdeş fikirler üretir: Ona göre yaşam, bilinçli ruh ve yetenekli bedenin çatıştığı biçimdir. Ruh, sürekliliği doğayla buluşturan bilinçtir. Beden, üretkenliği ve yeteneğiyle ruha rahim doğa ve her koşulda dişi olan maddedir. Eril ise – üremeye katkısı bilinmediği için- evrenin kustuğu uçarı bir tutsaktır: Doğası ve doğrusu kendiyle sınırlı, bütünden kopuk, meçhul bir geleceğin komasıdır. İlkel insanın ruh ve madde ikileminde anlamlandırdığı bu varlık metamorfozu, erili yalnızlığa itmiştir. Bu öyküsüz ve tarihsiz bağlamda, güçlü ve yetenekli anaerkil bedene karşı eril beden güçsüz, varlığı nedensiz ve doğa dışıdır. Erilin doğaya eklenmesi yaratılış efsaneleri ile gerçekleşir. Ruhun kaynaksız, erilin neden...