Ana içeriğe atla

Kayıtlar

şiir etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

bünyamin / Ruhi KONAK

                                                             Züleyha C. İçin   seni kuyuya çağırdığımda… gök indi bulutlar ortada kaldı öyle… bir ah çırptı gözlerimi kör oldum.   sen bu yaradan çıkamazsın dedim bünyamin içine oyduğun mezar örtüyor çünkü göğünü ey diyemezsin işte.. ah diyemezsin bulamazsın yönünü   sen bu çölün yüzüsün bünyamin gülümseme bir daha… göğe bakma çağırma… çağrılma şu kanlı gömleği verme babana… kendine sakla içime zehirden bir kale kurdum da çıkmadım dışarıya bir daha bakmadım kimseye… görmedim sormadım hatta insan ne yapar diye isyandan sonra   ne derin kuyuymuş bu dedim bünyamin hüznün boy veriyor boşlukta ka...

Denize Karşı / Çetin ALPAGUT

Denize karşı denize Bağır bağır bağır Sesin en uzağa, Derine, Gittiği yere. İnsansın Gemiler bile martılara kardeş olurken Ve kuşlar birbiririne çarpmıyorken Son hızla uçarken, sevin. Suya çarpan rüzgarın sana bir sözü var, bir tek sana. İnsansın, Dalgalar bir yongayı alıp gövdenden Başka bir gövdeye taşırken Islak saçlarınla sevin. İnsansın, En sevmenin en çok sevmenin tek sevmenin ustasıyken, Alıp başını gitmekle hünerliyken Sevilmediğin bir kentten. sevin. İnsansın kardeşimsin Benim ellerim sesimsin Bir kitap, bir şiir, bir şarkı, bir aşık ve durmadan yenilenen bir armağanken, sevin. Denize karşı denize Bağır bağır bağır Sesin en uzağa Derine Çok derine En derine gittiği yere...bağır

Güzelliği Bağışlayan / Damla Nur AKKİRPİ

Bağışlayın, benim de güzelliğim var. Beni koruyan peygamberin omzuna yaslanıp zamanı seyrediyorum. Tam da bu zamanlar kadınlık çağım görmediğiniz, ışıklı suda bekleyen o çocukları ben doğuracağım. Bağışlayın ama benim de güzelliğim var. Çocukluğumdan attığınız top canımı kırdı, Bana bir can borcunuz var. Gerekirse toplayın pılımı pırtımı başka şehire gönderin beni. Can kırıkları olmayan bir şehire, kanımdan kesik götüreceğim. Ben ki bir peygamber ümmetiyim, benim en korunaklı yanım peygamberim. İnanmayacaksınız ama benim de güzelliğim var. Ellerimde açan deniz, çiçeklerden erken getiriyor baharı. Ben şimdi bir doğu, bir batı kanadıyım yaşamın. Dünyanın yuvarlak oluşundan evrilen, harita kadar derin bir noktayım peygamberlerin yüzünde. Bağışlayın, benim de güzelliğim var. Şu çirkin yağmurunu sileyim gözlerimin bir de bana öyle bakın, peygamber gözüyle. Dudaklarımdaki ilahiyi sessizliğimden tadın. Bağışlayın, bağışlayın ama benim de ...

Mezar Mektupları / Yasemin EGE

Bana şarkılardan bahset Çeşme başlarında doldurulmayı bekleyen kirli maşrapalardan Çınar kovuklarına bırakılan mektuplardan Eline el değmemiş ellerin kumar masalarındaki çevikliğinden… İnandıkça bereket tanrıçasına tanrı elini üzerimizden çekti Kim bilir hangi devrin sanat akımında kıvranıyor büyümeden önce dinlediğim son ninni. “Delirtmeyin beni delirecek kadar değil aklım“ diyecek oluyorum sokak çaycısına, Hayallerimi tırmalıyor bir kedi, Selam duruyor bakıcısına basit bir göz manzarası,   Klişe bir duvar resmini andırıyor deniz, Anılarını bağlamış ayağına atlıyor ölümü   kurtuluş sanan bir keriz. Hâlbuki ölmek… Ben öldüm, bilirim;   sırtında taşıdı insanlar beni sonra birden,   bıraktılar   O gündür mahpusum. Nasılda özletti kendini kerata kim bilir kaç yaşına bastı Ben bilmem unuttum saati yılları… Son içtiğim kahvede bıraktım kırk yıllık hatrı Sahi hatırlar mısın? Hatırlamazsın ama unutursun sen, hep unutmuşsundur yağm...

Taze Yol / Emre AY

  dalgın izler bırakaraktan renkli yoldan uzaklaşıyorum düş yanıklarıyla elden anılar birikmiş saçlarımda dudaklarımda pasertesi bir yığın sözcük sığındığım yalnızlık kaçma sebebimdi ceketimi ben asıyordum nasıl olsa ve ceketimi ben asacağım kolaysa   sabahın ağzından duymak günaydını notasına eksik basılmış bir nakarat tadı giyindiğim yüz henüz hazır değil gezdirdiğim mısranın işgaline vitrinler ışıklar kaldırımlar sahi nasıl ağırlar yeni bir imgeyi kendisine de gizleyeni sokağın ağzında ve koynunda söyleyemediğim kelime beni dinler gece gündüz ben yokken gece gündüz sigara gibi tutturmuşken kalemi elime zaman ağır ama hüzün dörtnala sanki yeni doğmuş telaş birkaç gün boyunda daha duvara döktüm içimi yüzüne döktüğüm gibi karşılıksız kalmadı yüzün gibi ellerim kırılmalar icat etmek benimkisi durmadan sözle beslerken boşluğu kendimi taşırmak kendimden uçurum denilince akla duruşun geliyor uzakl...

Eksik Mektup / Ruhi KONAK

GÖĞE AÇILMIŞ KAPI GÖZLERİN… KAPATMA… RUHUMDAN YILDIZ KAYIYOR. bütün çekilişlerde ıskaladım sevgilim eksik kaldı göğsümden bahis amortiye fitleşmeliyiz RUHUMDAN AÇILMIŞ KAPI GÖZLERİN… KAPATMA… GÖĞE YILDIZ KAYIYOR. ezberim yok sevgilim kalbime değince anlıyorum ancak… aşk neymiş sesin felek kokun gül tenin şerbetmiş RUHUMDAN AÇILMIŞ GÖZLERİN… GÖĞE KAYIYOR.… KAPATMA. birkaç harfe ihtiyacım var sevgilim şanssızım kumarda kaybediyorum ha bire talihe bir şey söyle aşk de mesela… büyüsün kalbimdeki yırtık isminden tül düşsün içime GÖĞE AÇILMIŞ KAPI EY GÖZLERİNİ KAPATMA… RUHUM SÖZ DİZİYOR BAKIŞLARINA HİÇ SÖYLENMEMİŞ… SÖYLETMEMİŞ HATTA

ODA / Çetin ALPAGUT

Işığı yakma Yüzün boşluğa karışabilir Pencerelere koşabilir saçların Ve Yolunu kaybedebilir serçeler.   Sen ismini aldığından beri Fazla alıngan gökyüzü Gül ıslak Göl ıslak Ne yağmur kaldı ıslanmayan Ne de bu çöl bin yıldır kurak   Işığı yakma Güneş çıldırabilir Bir yarışa girebilir seninle Seninle tabiatı kavurabilir.   Işığı yakma Yeryüzü yüzünden düşebilir...                                                                                              ...

Mahşere Kaldı / Emre AY

  yolu unutulmamış bir evin ezgisi doldukça odaya boşalıyor bardak tavandan kara saçın uzanışı yere uzaklaşması da hızlı savruluşu kadar  el sürülmedikçe ısınıyor kurşun yine paslı solukla birleştikçe omuzdaki el kuşanır oldu gövde bozkırı bir sesle geçmişi masaya yatıran insan bir mendille geleceği siliyor ağızdan üstelik daha bitmemişken şarkı ki hiçbir zaman okunmadı bu şarkının nakaratı

DAĞINIK DÜZEN / Yasemin EGE

                                             Adım kadar seninim Sırrımı biliyorsun ve bu hoşuna gidiyor Güvercin alkışı istiyor canın. Yansın! Kara haberlerden sebeplenesim var Yalan değil bu da hoşuna gidiyor Senliğime güveniyorsun Güvercinlerin uçmuşluğu kadar Şehrin zampara sokaklarında dokunuşların Suya değdikçe ayaklarım, Savaşı şahlandığı yerden kaybediyor zamanlar. Sırrıma deliyorsun Bir Moğolistan mavisi bir de beş para etmez aşk Çaydanlık karası ve yine onun gibi kirli kavuşmalar Adım kadar yenildim Kaybettikçe adamlaşıyor oğlanlar Bana yeniliyorsun -çiçekten bal -kitaptan adam -odundan kazak.  

eksik şarkı / Ruhi KONAK

                                                            bozuk bir şarkıdan dönüyorum sevgilim... eğri melodilerden, kopuk ritimlerden…     telaşlı yumruğunu vuruyor gibi göğsüme dünya ne siyah      ürkek ellerimi sensiz yaratmış Allah… lüzumu kalbimde bulunduğundan belki     başka göğsüm de yok üstelik...     içi kıpırdayan tülden  bir kafes.... rengi gözlerine dalgın gökyüzü…     merasimsiz bir cümleden dönüyorum sevgilim…     erdemsiz bir ayrılıktan, kırık bir susuzluktan hatta…     kader ağlarını söküyor ezberlerin… tutup sana doğru çekiyor beni     kavruk bir sonbahar ortasından…       uzanıp alsan ne olur diyorum…  pejmürde dolaştığım soluktan çıksam…     tedirgin ...

SENSİZLİK TEKKESİ-I / Ruhi Konak

Biz kaç kişiyiz diye sordum da biraz önce, kim bilir (?) dedim kendi kendime. Kaç kişi olmak icap ederse o kadarız işte... Bu oda, kaç kişinin sensizliğini sığdırabilir ki boşluğuna? Zemindeki yıpranmış halı, duvardaki minyatür, tavandaki altmış voltluk ampul, pencereye yaslanmış tül, şu sehpa, koltuklar, antika sandık bütün bu eşya, kişiden sayılabilir mi? Şu konsol mesela, kaç kez konuşmuşluğum var onunla. Ayna. Önünde durduğum her vakit başka birini anımsatıyor bana. Saksıdaki ebegümecine dokunuyorum. Seviyorum. Canım diyorum sesli sesli gülümsüyormuş gibi yüreğimin içine. Bu saydıklarım kişi olmayacak şeyler, farkındayım. Fakat hafızaları var sanki. Geçmişi andığımızda onların şahitlikleri işe yarıyor gibi. Dokunduğun bu boşluk, sürtünüp geçtiğin şu eşyalar her şeyiyle burada tutuyor seni. Vaz geçtiğin eylemlerin, kenara köşeye bıraktığın sesin, kokun, bakışların senden kopup bu odanın envanterinde kayda alınmış ölümsüz birer kanıt. Her şey yok olsa da onlar burada kalacak....

Denk / Çetin Alpagut

  Kış gelse yokluğunun yerine Avunmuş toprağın hısımlığı avuçlarımızdan okunsa baharı bekleşen bir çift canlı olsak Uykumuz denk olsa bir birine... Kış gelse yokluğunun yerine Kuşlar uyanmamızı beklese...                                              

Gülten Akın’ın “Sonra İşte Yaşlandım”ı üzerinden: Susku / Fatih Çodur

“Bir roman kadar uzun bu tümce, -sonra işte yaşlandım…”  Gülten Akın, “Sonra İşte Yaşlandım” kitabına yukarıdaki dizelerle başlıyor. Yani “kısa şiir/...”lerin “bir’incisiyle. Öyle gözüküyor ki bu sesli ifade (sonra işte yaşlandım), daha en baştan kitabın bütününde kullanılacak yöntemin sunumunu yapıyor okuyucuya. “Sizlere birkaç tümcelik adımlarla, çok bir yol aldıracağım” deniliyor. Çok sesli ifadelerle birer monolog-şiiryaratılacak kanısı veriliyor. Elbette konu bütünlüğünün bozulmaması için şu açıklamayı yapmamız gerekir. Şiirin başlı başına bir monolog olduğu düşünülebilir. Onun, bir dışa vurumdan farklı olarak, bir iç konuşma olduğu gerçekliği yadsınamaz. Fakat kendi havzasında oluşturduğu özgün dil nedeniyle monolog’dan semantik bakımdan da ayrılır. Bundan dolayı, kitaptaki bu yaklaşım biçimini şöyle ifade etmemiz daha doğru olacaktır:  Yazıda “sonra işte yaşlandım” dize’sinin, ‘dizecik’ kelimesiyle ifadelendirilmesinin sebebi, kitaptaki “kısa şiir/…”leri ...