Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Sebep / Emre Ay

elleri ıslanmış çocuğun sanatıdır yüzü nar içi olmuş duvar ve aynı tabloyu ellerine asar tazelendikçe öfke çarpıyor sesinde taşlar birbirine bunu duymak kadar görmek de hakikat şarkısını pencerenin dışında gezdirenden gücenmesin diye değil darp edilmiş gramofon yüklemesin diye plağa bu kadar acıyı ...

"İnsan ve Düşünce"ye Dair Sözler... / Fatih Çodur

[[ Âdem o ki; ‘düşünme’siyle ayrılır diğer varlıklardan. Buna ‘düşünmesi’ yerine, ‘düşüncesiyle’ demek daha doğru olacaktır. Çünkü asıl değere sahip olan: ‘düşüncesi’ olan âdem’dir. Onu diğer canlılardan ayıran en önemli özellik, ‘düşünme yetisi’dir. Âdemi diğer canlılardan ayıran ‘düşünme yetisi’, âdemi âdemden ayıran ise hiç şüphesiz: ‘düşünce’dir!  ]]   *** Ön Söz: Düşünce ve düşünme kelimeleri zaman zaman aynı anlamlarda kullanılsa da, biz bu yazıda geçen “düşünce” kelimesini; “düşünme yetisi” olarak değil, “düşünce eylemi, yaşam biçimi haline getirilmiş düşünme” anlamında kullanacağız. Bu nedenle yazıdaki “düşünce” kelimesi; “bilginin sezgi ve mantık yoluyla analiz edilip içselleştirilmesi ve bir takım problemlerin bu yolla saptanarak bunlara çözümler sunulması”, daha yalın bir ifadeyle “aklın bilinenden bilinmeyene doğru hareketi” olarak okunmalıdır. Orta Söz: Düşünme eylemi hakkında günbegün yeni yorumlar ortaya atılmaktadır. Fakat çoğunluğunu...

Erguvan Kuşları / Damlanur Akkirpi

Yorgun bir limanım bütün adalarda Bütün adaları yalnızlıkla kuşatmış bir palmiye gibi çoğullaşarak tutuyorum ekosistemin ucundan Bir denizden diğerine yunus üstünde taşıyorum yılların gelip saklandığı koyları Bir saat tutuyorum dakikalarda Dakikalar çoğaldıkça, oda büyüyor Oda büyüdükçe kayboluyorum halı deseninde, duvar parkelerinin arasında Sessiz bir renk bağırıyor bazı geceler, Bazı geceler sessizliğinden sıyrılıp cesur bir gemi sireni oluyor Kulaklarım Kulaklarım sessizliğinden ağrıyor Kulaklarım ses tutmuyor Duvarlara siniyor açlığımın yanık ekmek kokusu Duvarlara bazı geceler bayram sabahları tünüyor Bir kuş beline sarılmış bir erguvanla geliyor, ot bitmemiş bahçelerime Dünyayı yeniden yeşillendirmek isteyen bir bahçıvan gibi Çamur içlerine, Kimsesizlerin dualarına, Yalnızların düşlerine, Erguvanları bir bir ekiyor Bazı kuşlar var çiçek büyütmeyi, ağaç sulamayı, dünyaya yeşillik sarkıtmayı Uçmaktan daha iyi biliyor…

Seslendirdiği Ezgilere Tevazu Bezeyen Bir İcracı: Mehmet Çalmaşır / Mehmet Akif Ertaş

   “Uzun Hava”, Erzurum’ da doğan ve  “Türk Halk Müziği” için ter döken kadın  seslerden Aysun Gültekin tarafından daha çok seslendirilmektedir.   Gültekin’den önce özellikle Mükerrem Kemertaş, bu formun “Huma Kuşu” gibi nadide eserlerine hayat vermiştir.  Kemertaş’ dışında, “Uzun Hava”nın hakkını veren isim kuşkusuz Mehmet  Çalmaşır’dır.  1947 yılında Erzurum’un Aşkale ilçesinde dünyaya gelen, müzikle halleşmeye okul çağlarında başlayan Çalmaşır, müziğe profesyonel ilk adımını, 1965 yılından itibaren,  bünyesinde yerini aldığı,  Erzurum Halk Oyunları ve Türküleri Derneği’nde atmıştır.  Erzurum Radyosu’na 1967 yılında “ses sanatçısı” olarak alınan ve Erzurum müziğine  emek veren birçok ismin aksine soluğunu büyük şehirlerin birinde almadan Erzurum’da  sürdüren  Çalmaşır,  2008 yılında emekli olmuşsa da, Kemertaş’ın izini “Sanatçının emeklisi  olmaz” ilkesinden ayrılmayarak takip etmiş ve Kars’ı...

DİKKAT! TARAFSIZ BÖLGEDE ZALİM VAR / Ruhi Konak

Hayat bir film olsaydı keşke. Oyuncular rollerini ezberleyip sonra unutsaydılar. Görüntü yönetmeni kadrajı en mükemmel çerçeveye ayarlasaydı, replikler dökülseydi dilinden başrolün... Müzik evrenin ses tellerinden süzülüp estetik temaşayı tamamlasaydı ruhumuzda. Doksan dakikada bitseydi her zulüm. İyi adam yanımızda olsaydı da sürekli makul çaresizlikten söz etmeseydi kimse…  Fakat bu sözler boşunadır. Kabil kardeşini katlettiğinden buyana, ölüler sözü dirilere söyletiyor ve biz bir yabancının ağzından dinliyoruz olan her neyse. Zulüm, el değiştiren acı değnek gibi iniyor mazlumun tepesine. Bu tepenin zirvesi neresidir(?) kimse bilmez. Çünkü kötülüğün değmediği yer yok bu yerde. Delik deşik her beden, mosmor her yürek, kaskatı her eklem. Hazin ustasını arıyor mazlumun sinesinde: Bosna Hersek’te Srebrenitsa’da ve şimdi kim bilir dünyanın neresinde. Mülkiyet, mürüvvet bağının görkemli kulesidir dünyada. Harcı mazlum etinden karık, tuğlası şehit kanından ıslaktır. Sırf bu sebep...

Soyutla-n-ma İsteği ve Veysel Saydut Resimleri Üzerine / Ruhi KONAK

Soyutla-n-ma, insanın kendine dayatılan koşullardan ayrılma ve ona karşı bir dil oluşturma çabasıdır. Bu çaba, doğal olanı eleştirme veya onu tamamlama gibi fikirlerden öte, onun ezici iktidar cümlesine karşı kendi cümlesini kurma girişimidir.  Bunu yaparken öznenin kendinde ve kendine göre temellendirdiği ön yargısından sakınmak gerekir. Bu nedenle mevcut dili zorunludur. Nesnenin irade gösterdiği düzenekte, özne tarafından anlaşılmak, suç işlemiş olmak gerekçesiyle dışlanmak anlamına gelir. Dolayısıyla soyut biçim öznenin dayattığı imaja karşı nesnenin pratik cevabıdır.  Bu yapıda biçim ilkelden moderne, öznenin dönemlere göre farklılaşmasında temellenerek çeşitlenen bir sentezdir. Modern zamanlarda soyutla-n-ma girişimi, ilkel insanın doğaya karşı sergilediğinin aksine bir dış mekan kurgusunda gerçekleşir. İnsan; doğa ya da doğadakine karşı değil, çevreleşerek mekanlaşmış insana karşı soyutla-n-ma eğilimindedir. İlkellerdeki vahşi doğa ve kaynaksız güç imgesi bu...

SİYAHTA SADECE SİYAHI GÖRMEYEN BİR GÖRÜNTÜ ARKEOLOĞU: RAİNER WERNER FASSBİNDER / Mehmet Akif Ertaş

İstanbul’un ilçelerinden Beşiktaş’taki Bingül Erdem Lisesi’nin son sınıfında okurken, üniversiteye hazırlanmak için dershaneye giden Münevver Karabulut’un, bu dönemde tanıştığı Cem Garipoğlu ile birlikte olması ve Garipoğlu tarafından öldürülmesiyle gelişen olaylar, Türkiye’nin sadece krimonoloji, psikiyatri gibi alanlarda değil, sinemada da sınıfta kaldığını gözler önüne sermiştir. Sadece Çağan Irmak gibi, santimantalitenin can yeleğine tutunarak ilerleyen yönetmenlerin değil, gerçekleştirdikleri çalışmalara sanat filmi yaftası vurularak sözümona tahkir ve tezyif edilen isimlerin de üzerine yoğunlaşmadıkları bu olayın benzeri, psikiyatrlığını eserlerine, tıbbın sektörleşmesini de çuvaldızlayarak aksettiren Alfred Döblin’in Berlin Alexenderplatz/Berlin Alexender Meydanı isimli romanında ele alınmış ve eser, Rainer Werner Fassbinder tarafından, 1979 ve 1980 yıllarında, yazarının kemikleri sızlatılmadan televizyona, Televizyon Dizisi formatında uyarlanmıştır.  Televizyon...