Ana içeriğe atla

Taze Yol / Emre AY


 

dalgın izler bırakaraktan renkli yoldan
uzaklaşıyorum düş yanıklarıyla
elden anılar birikmiş saçlarımda
dudaklarımda pasertesi bir yığın sözcük
sığındığım yalnızlık kaçma sebebimdi
ceketimi ben asıyordum nasıl olsa
ve ceketimi ben asacağım kolaysa

 sabahın ağzından duymak günaydını
notasına eksik basılmış bir nakarat tadı
giyindiğim yüz henüz hazır değil
gezdirdiğim mısranın işgaline
vitrinler ışıklar kaldırımlar
sahi nasıl ağırlar
yeni bir imgeyi kendisine de gizleyeni
sokağın ağzında ve koynunda söyleyemediğim kelime
beni dinler gece gündüz
ben yokken gece gündüz
sigara gibi tutturmuşken kalemi elime
zaman ağır ama hüzün dörtnala sanki
yeni doğmuş telaş birkaç gün boyunda daha
duvara döktüm içimi
yüzüne döktüğüm gibi
karşılıksız kalmadı yüzün gibi ellerim
kırılmalar icat etmek benimkisi durmadan
sözle beslerken boşluğu
kendimi taşırmak kendimden

uçurum denilince akla
duruşun geliyor uzaklardan
günlerin beyaz elleriyle tazelenen
bir us hasadı bu
lekeli hatıraların uykusundan
hevesin rahmine kadarki

bir yol keşfediyorum kendimden çıkınca
karşıma dikiliyorum kendimin senden önce
her devrime uygun bir tavır benimkisi

ne güzel uyuyordu aramızda
bölmeden yüzümüzü
bıçağın keskin yüzü
kınından çıktı rüyaların
ve böldü uykumuzu

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gülten Akın’ın “Sonra İşte Yaşlandım”ı üzerinden: Susku / Fatih Çodur

“Bir roman kadar uzun bu tümce, -sonra işte yaşlandım…”  Gülten Akın, “Sonra İşte Yaşlandım” kitabına yukarıdaki dizelerle başlıyor. Yani “kısa şiir/...”lerin “bir’incisiyle. Öyle gözüküyor ki bu sesli ifade (sonra işte yaşlandım), daha en baştan kitabın bütününde kullanılacak yöntemin sunumunu yapıyor okuyucuya. “Sizlere birkaç tümcelik adımlarla, çok bir yol aldıracağım” deniliyor. Çok sesli ifadelerle birer monolog-şiiryaratılacak kanısı veriliyor. Elbette konu bütünlüğünün bozulmaması için şu açıklamayı yapmamız gerekir. Şiirin başlı başına bir monolog olduğu düşünülebilir. Onun, bir dışa vurumdan farklı olarak, bir iç konuşma olduğu gerçekliği yadsınamaz. Fakat kendi havzasında oluşturduğu özgün dil nedeniyle monolog’dan semantik bakımdan da ayrılır. Bundan dolayı, kitaptaki bu yaklaşım biçimini şöyle ifade etmemiz daha doğru olacaktır:  Yazıda “sonra işte yaşlandım” dize’sinin, ‘dizecik’ kelimesiyle ifadelendirilmesinin sebebi, kitaptaki “kısa şiir/…”leri ...

2. MİNYATÜR ÇALIŞTAYI YİRMİ SANATÇININ KATILIMIYLA GERÇEKLEŞTİRİLDİ…

   2. MİNYATÜR ÇALIŞTAYI YİRMİ SANATÇININ KATILIMIYLA GERÇEKLEŞTİRİLDİ… Sanatçıçalışıyor tarafında düzenlenen 2. Minyatür Çalıştayı, Kocaeli Karamürsel ve Yalova Altınova’da yirmi sanatçının katılımı ile gerçekleştirildi. Kastamonu Üniversitesi Kültür Sanat Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen çalıştay, Doç. Ruhi Konak başkanlığında projelendirilerek gerçekleştirildi.             22 Ağustos 2002 pazartesi günü saat 09.00’da Karamürsel Öğretmenevi etkinlik salonunda başlayan çalıştay, aynı gün 18.00’da Yalova Elgelsiz Sanat Galesi’nde açılışı Vali Muammer Erol, Emniyet Müdürü Göksel Topaloğlu ve İl Kültür Müdürü Şeref Tali’nin katılımıyla yapılan ‘Işılay Konak Kişisel Restorasyon Sergisi’ ve ‘Mine Dilber Kişisel Tezhip Sergisi’ ile devam etti. 23 Ağustos 2002 tarihlerinde Karamürsel Öğretmen evinde devam eden çalıştay 24 Ağustos 2022 çarşamba günü Altınova Belediyesi Hersek Lagünü Kuş Gözlemevi’nde gerçekleştirildi. Sabah Gözlem...

MEHMET DÜĞMECİ “Kese Kâğıdı” — Sinop’ta Bir Akşamüstü

                                                                         “Kese Kâğıdı” — Sinop’ta Bir Akşamüstü  Mehmet DÜĞMECİ  Yaz sonuna yaklaştığımız o günlerde, Sinop’un sıcaklığı yerini serinliğini  hissettiren akşam meltemlerine bırakmıştı. Tatil için geldiğimiz bu  küçük ama zarif şehir, deniziyle, sessizliğiyle, eski taş sokakları ve  kaleye yaslanmış evleriyle hemen içime işlemişti.  Güneş, Karadeniz ufkuna doğru ağır ağır eğilirken sahilde yürümek  istedik. O an, güne eşlik etsin diye aklımıza bir çekirdek çitleme fikri  geldi. Bu küçük keyfi tamamlamak için sahile yakın, kale kemerinin iç  kenarındaki eski bir kuruyemişçiye girdik.  Uzaktan gelen kavrulmuş çekirdek kokusu, dükkânın içine adım  attığımızda yerini tanıdık Türk kahvesi kokusu...